Juri / küratörlerden parçaları biraraya getiren bir metin
Anton Lederer, Eyal Danon, Başak Şenova

giriş
Düzinelerce kötü haberle kararmış telegörsel bir güne başlamak... Acımasızlık, umursamazlık, ikiyüzlülük, hatta suçlamalarla yüz yüze gelmek. Dogmatik temsiliyet biçimlerinin ve ideolojik yalanların tuzağına düşmeden kendini konumlandırmaya çalışmak. Buradaki endişe hayatta kalmaya çalışmaktan çok, sistemde kontrol edilemeyen hataları tetikleme yollarını bulmak olmalı. Güncel sanatla uğraşmak bile, kendi sistemi içinde bir hata neden olmasın?

bakış
Güncel sanatın günümüzde ekonominin ve bilgi akışının en önemli küresel etkileşim kanallarından biri olma potansiyali bir kanıt olarak öne sürülebilir. Bu yüzden, bu kanal üzerinde yapılanan bir şebekenin işleyişi, sanatçının yerel-küresel iletişimdeki rolünün tekrar incelenmesi ve tanımlanması için önemlidir. Dünyanın bir kısmı bilgi devrimine kilitlenmişken, kalan kısmı ise ya coğrafi, ya miliyetçi, ya da etnik ayrılıklara hapsolmuş durumda. Bu uçurumlar sadece uluslararası coğrafyayı şekillendirmekle kalmayıp, bir çok durumda ulusların sosyal düzenlerini ve politik ittifaklarını yeniden biçimlendiriyor. Tüm bu süreçlerle sanat ve sanatçılar da ifadelerini yeniden buluyor. İşleyiş ve temsil biçimleriyle sanat motivasyonu ve algısı, gelişen teknolojiler, yeni ekonomik ve politik düzen, jeo-politik hareketler, yeni oluşumlar ve kültürel girdilerle sürekli bir devinim halinde dönüşüyor.

sanatçıların seçimi

Sözkonusu yeni düzenin bir parçası olarak, sanatçıların, yeni araştırma alanlarını iletişim, küreselleşme ve etkileşime dair sorular/sorgular oluşturmalıdır. Bu nedenle, ön eleme aşamasında, sanatçıların duruşu ve yaklaşımı önemli bir kriter oldu. Başvurulan işlerin yanı sıra, bu süreçlerin yansımalarını, sanatçıların yaklaşımlarında tespit etme amacıyla tüm portfolyolar ve öneriler incelendi. Bu süreçte, özellikle sanatçının kendini ifade ettiği mecraya ve malzemeye olan hakimiyetiyle birlikte söylemiyle arasındaki bağlantıya ve mekansal algısına odaklanıldı. Hatta, seçilen sanatçılardan bazılarının birden çok işini sergilenmesi tercih edildi. Sonuçta, seçilen tüm sanatçılar yenilikçi ve alternatif yöntemlerle çalışıp, farklı duruş ve yaklaşımlarla iş üretiyorlar.

sergi
Daha seçim süreci başlamadan, jürinin önündeki en büyük zorluk; yarışmaya katılıp, seçilen işlerden oluşan bir koleksiyon sergisinden öte yapısıyla ve kavramsal çerçevesiyle kendi içinde tutarlı sağlam bir serginin küratörlüğünü yapabilmekti. En zoru da serginin çatısını oluşturabilmek için seçilen işler arasında bir denge kurabilmekti. Ancak, seçim sürecinde seçilen sanatçıların işleri arasında kendiliğinden iletişim kuruldu. İstisnasız tüm işler, dünyadaki değişken dengeler ve güncel sanat uygulamaları çerçevesinde, kendi özelliklerini ve konumlarını ifadelendirip, belirleyecek potensiyale sahipler.

serginin tasarımı
Küratörler olarak, sergiye kendi görüşlerimizi empoze etmek ya da takip edilmesi gereken tematik bir yön vermek yerine, bir şebeke yapısı üzerinden bir çok yöntemi, bakış açısını ve yaklaşımı bir arada göstermek istedik. Ancak serginin bu özelliği, işlerin birbirini gölgelemesini önleyecek, demokratik bir yöntemle desteklenmeliydi. Böylece, izleyicinin de işleri, statik olduğu halde kolay sosyaleşebilen bir arayüzle deneyimlemesine olanak verecek bir şebeke yapısı kurmaya çalıştık. Bu arayüz sayesinde izleyici, yeni bağlantılar ve alışveriş kanalları yaratarak, sergide kendi rotasını çizebilecek. Böylece galerinin duvarlarına referansla alışılagelen/doğrusal yürüme izleğini kırıp, galerinin mimarisi tarafından dikte edilen bir şekilde değil de, işlerin çekimiyle şekillenen bir izleme deneyimi öneriyoruz. Aynı zamanda, bu küratöryel karar, bir güncel sanat mekanı olarak Aksanat'ın mimari yapısına bir eleştiri olarak da okunabilir.

tematik yönlendirme
Serginin yapısı her ne kadar şebeke prensiplerini takip ve taklit ediyor olsa da, seçilen işler mekanik olarak kent kültürü, hareket ve öyküleme gibi ana tema oluşumları etrafında senkronize oldular. Giriş katı hareket üzerine yapılanan ve kenti eksen alan işlere yer verirken, üst kat öyküleme ve anlatım biçimlerinin ağırlıkta olduğu işler için tasarlandı. İki kat arasında kalan ara mekan ise her iki katı birbirine bağlayan mekana özgü işlere ayrıldı.

seçilen sanatçılar ve işlere dair kısa notlar
Batur Sönmez işitsel sanat üzerine üretim yapıyor. Tarzı endüstriyel, gürültü-kökenli deneysel seslerden, iletişim teknolojisinden beslenen elemanlarla çıkan doğaçlamalara kadar çeşitleniyor. Performanslarında "medya kaynaklı gerçekliği" tekrar eden kalıpları eleştiriyor. Unit, Analog Suicide, Dadaloop, Radiophonik, Audio, Werk, Dead Frequencies, Subjekt, AVST, B/S, ve Teletrans gibi çeşitli genç sanatçılar ve gruplarla birlikte Türkiye'deki "işitsel sanatı" yaymak ve canlı tutmak için çalışmalar yapıyor. Sanatçı sergiye açılış gecesi yapacağı bir performansla katılacak ve sergi boyunca bu performansın bir video kaydı bilgilendirme duvarında sergilenecek.

Sanat üretimlerinin başından beri, farklı rotalardan da olsa, hem
Zeren Göktan hem Serap DoÄan sapkınlığa varan bir ısrarla sorunlaştırdıkları kavramsal ve estetik kaygıların ve temaların üzerinde çalışmaktalar. Araştırmalarında yol kat ettikçe, kendilerini tekrar etmeksizin işleri gelişip, zenginleşiyor.

Zeren Göktan
'ın enstalasyonu yaşam ile ölüm arasında salınır. Bireyin konumu ve dünyanın şu anki durumu üzerine sert eleştirilerileri içinde saklar. Bu sergide yer alan işi güçlü bir ses desteğiyle, zihni sarsan etkisini katlamaktadır.

Serap Doğan'ın işi seyirciyi durağan olmayan bir sorgulama haline sürükler. Şehrin tanıdık manzaraları hareket halinde organik yansımalı imgeler abartılı estetize edilmiş ile endüstriyel kabusa dönüşmüşlüğün arasındaki alanda nefes alır.

Lebriz Rona'nın ön araştırmasıyla kendini gösteren metodolojik yaklaşımı, seçim sürecinde daha sergi için önerdiği işlere geçmeden, juriyi etkiledi. Mekana özgün işleriyle her seferinde mekanın mimarisine belli belirsiz müdahalelerde bulunuyor. Bir mekanın mimari elemanlarını incelerken, aynı zamanda o mekanın izleyicisinin/kullanıcısının algısal davranış kodlarını da sorguluyor.

Özgür Özlem Sulak sergiye 3 işiyle katılıyor; bu işlerden her biri giderek daha çok yabancılaşıp, vahşileşen kent deneyimi ile bu deneyimi yaşarken bocalayan ve ayakta kalmaya çalışan kent insanı arasında yükselen gerilimi yansıtmakta. İşlerin görsel dili bir taraftan kişisel ve bilmece dolu ritüeller sergilerken, bir taraftan da mesafeli bir bakış açısıyla bu gerilimi ince ve kişisel bir ifadeye dönüştürüyor.

Evrensel Belgin'in çalışması "anti-pop.com", dijital çağın yeniden biçimlenen aktivist sanatının en iyi örneklerinden biri. İyi tasarlanmış bir yönlendirme sistemi kullanarak, özgün bir grafik dili aracılığıyla katı eleştirileri parodiyle birleştiriyor. Bu yolla yeni medyanın en önemli getirilerinden birinin; iş, sanatçı ve izleyici arasındaki yeniden tanımlanan ilişkinin" altını çiziyor. İşin güçlü içeriğinin yanı sıra kurduğu bağlantılarla kullanıcıyı/izleyiciyi kendi seçimi olan benzer projelere yönlendiriyor.

Pınar Yoldaş teknoloji, etkileşim ve dijital sanatın algılanış biçimlerini zorluyor. Çocuklar için üretilen sanat eğitimi programları formülünü kullanarak natürmort imgelerle moda olan fetiş tüketici ürünleri üzerine oyunlar tasarlıyor. Bu basit oyunlar üzerinden "güncel sanat'ın "modern sanat"a karşı algılanması, sanat tarihi, sanat eğitimi ve gelişen teknolojilerin getirdiği yüksek beklentiler sorgulanıyor.

İlke İlter minik yaratıkları resmederek koskoca bir dünya yaratmayı seviyor. İlter'in tuvalleri yüklü değil, tuvaldeki elemanlar birbirleri ile arkadaşça bir uyum halindeler. Boyutların birbirlerine uyum sağlayan renklerle olan bilinçli karışımı, resimlerin estetik özelliklerini zenginleştiriyor.

Bengisu Bayrak'ın video enstalasyonu "Fast-İman" dini mesajların güncel hayattaki geçerliliğini sorgularken başka bir düzeyde de neo-liberal ekonominin yaşam tarzımızı nasıl şekillendirdiğini belgeliyor. Videoda İstanbul'da bir caminin giriş kapısı üzerine yerleştirilmiş dijital bir panodan Kuran ayetleri akıyor. Bayrak, işinin içerik bilgisini aktarmak için alternatif bir yol seçiyor ve metin yerine, işin yanında küçük bir monitörden işin üzerine kurulduğu duruma; hayal gücüyle, algının farkına dair bir belgesel gösteriyor.

Ahmet Albayrak sözcüklerle çalışıyor, sözcükleri ilkokul birinci sınıf okuma fişlerine basıyor ve onları yüzeylere/mekanlara iğneliyor. Bu basit elemanlardan uzamsal/mekansal oluşumlar, nehirler ve metin ovaları yaratıyor. Bu sözcükler bir taraftan da küresel ve yerel sosyo-politik durumları eleştirmek için kullanılan anahtar kelimeler olarak işliyor.

"Retropassive"
Sali Saliji'nin kendine özgü bir sinematografik dille çekilmiş üç parçadan oluşan, güzel ve sıkıcı bir video çalışma. Bu üç parça neredeyse varolmayan bir olay örgüsüyle son derece saçma bir şekilde gelişiyor. İzleyici videonun sonuna kadar her an en önemli anı kaçırabilir korkusuyla bir an bile gözünü ekrandan ayıramıyor.

Berna İpek arkaplanı siyah olan yüzlerin "teşhir edildiği" bir resim serisi sunuyor. Dışarıdan bir müdahale olmaksızın, sanatçının hayal gücüyle tuhaf bir şekilde ekşitilmiş, buruşturulmuş yüzler bunlar. Her biri, sadece izleyicinin hayal gücüyle tamamlanacağı farklı durumlardan kesitlermiş gibi durmakta. Daha ilk bakışta bu acıklı ve şaşırtıcı pozlar izleyenini çekim alanına alıyor.

Fatma Çiftçi'nin fotoğraf çalışmasındaki manzaranın merkezinde bir polis memuru yer alıyor: Keyfi, sıradan bir yere değil de önemli bir noktaya konumlandırılmış. Kanunun bakışı ülkenin üzerinde. Ancak yine de polis memurunun kayaların üzerinde verdiği poz saygın bir devlet memurunun pozundan ziyade turistik bir poza benziyor. Kadrajının da ima ettiği üzere, bu iş doğrudan "otorite", "güç" ve "statüko" kavramlarını parodi ile sorguluyor.

Berat Işık jeo-politik, tarihsel, kültürel ve sosyal baskı durumlarında iletişim kuramama ve yanlış iletişim kurma trajedileriyle kara mizahı birleştiriyor. İşlerin ismi ile birlikte işleyen politik, tarihsel, kültürel ve ideolojik referanslar hiyerarşik güçlerin arasındaki gerilimin ve uçurumların altını çiziyor. Hem "Gözleri Tamamen Kapalı" hem de "Karanlıkta Dans" bir taraftan izleyiciyi fiziksel bir körlüğe, diğer taraftan da zihinsel bir uyanışa davet ediyor. "Sapık" ise süregelen küresel ve yerel durumlar için sarsıcı bir hiciv.

Ali Ekber Kumtepe'nin videosu "Kaçırmaca" yeni medya sanatında düşük teknolojiyle de gayet yaratıcı işler üretilebileceğine dair nükteli bir örnek. Videodaki basit çizim, bir parçası olduğumuz hızla tüketilen yaşama alaycı ve keyif dolu bir bakış açısı getiriyor.

Ceren Oykut kendine has çizgisiyle, günlük kent hayatını, genellikle de "İstanbul"u çizimlerinin hem konusu hem de arka planı olarak alıyor. Desenleri, görsel retoriğin kullanımıyla, yaşamın sıradan detayları üzerinden kendi plastik gerçekliklerini yaratmakta. Bu desenler aynı zamanda İstanbul sesleri ve kült değerleri üzerine yoğunlaşan disiplinlerarası projelerde yer almaktadır.

Simge Göksoy birden çok yeni medya işini, olay örgüsüne sahip bir anlatımla portfolyo formatında sunmakta. Etkileşimli bu öykü bilgisayar oyunu mantığıyla izyeyiciyi/kullanıcıyı yönlendirerek, sanatçının animasyonları, sanat işleri, metinler ve videoları arasında dolaşmasını sağlıyor.

Banu Taylan'ın çalışması hem fiziksel hem de kavramsal olarak kendi mekanını yaratıyor. Bir odayı dolduran bu iş bilimkurguyla örülü bir peri masalı. Duvarlardaki metinlere eşlik eden duvar resimleri ve odadaki surrounding ses sistemi izleyiciyi tamamen sarıyor. Taylan'ın çizgi romanları anımsatan özgün desenleriyle gelişen anlatı işe mizahi ve gerçeküstü katmanlar ekliyor. İşin ses tasarımı ise Can Türkinan'a ait.

Aynı zamanda tüm serginin ses tasarımından da
Can Türkinan sorumlu. Türkinan'ın çalışması, sergideki işlerin sesleriyle, ses koridorları yaratarak, serginin tüm mekanlarında işleyecek bir kompozisyon oluşturuyor.
A defragmented text by the jury /curators
Anton Lederer, Eyal Danon and Başak Şenova

introduction
Waking up to a televisual dark day with dozens of different bad news. Facing cruelties, accusations, lack of awareness and hypocrisy. Trying to take position without falling into the traps of dogmatic representation patterns and ideological lies. In this very picture, the question should not be how to survive, but how to find ways to trigger small uncontrollable bugs in the system. Dealing with contemporary art can be a bug on its own.

view
As a piece of evidence, contemporary art today has the potential to be one of the important channels for global interaction of economy and information. Thereby, networking through this channel is important to reconsider and to accentuate the role of the artist as part of this local-global communication. In the meantime, a part of the world is engaged in the information revolution while the rest of the world is kept within the old and familiar geographic or national or ethnical splits. These gaps are not only reshaping the international geography, but also in many cases operate within nations making new social orders and political alliances. In front of these processes, art and artists are being rephrased as well. The motivation and perception of art along with the means of processing and presentation techniques are in a constant flux in the course of emerging technologies, new economic and political orders, geo-political movements, changes and cultural input.

selection of the artists
As one of the parts of this new order, artists should consider inquiries about communication, globalization, and interaction as their new territories of research. Herewith, in this exhibition we selected artists prior to works. We examined all the portfolios and proposals along with the submitted works and tried to catch reflections of these processes. In the meantime, we especially focused on the artists who understand the medium/media that they express themselves through with spatial awareness. At the end, we even preferred to show more than one work from some of the selected artists. Yet, they all have innovative and alternative methodologies, attitudes and approaches.

exhibition
To curate an exhibition that is valid in its own right without being a collection of selected works submitted to a competition was the biggest challenge we anticipated before our selection process began. Being able to balance between the works in order to build a structure for the exhibition seemed to be the most difficult task. However, during the selection process, the works by the selected artists automatically started to communicate with each other. Without an exception, all of the works have the potential to articulate their significance and position in relation to the shifting balances and changes in the world and the current contemporary art practices.

design of the exhibition
Rather than imposing our views to the exhibition or giving thematic guidelines, we wanted to display various methodologies, attitudes and approaches through a structure of networking. Yet, this quality of the exhibition had to be supported by democratic methodology through which works would not overshadow each other. Accordingly, we intended to build a structure of networking which allows the audience to experience the works through a static yet sociable interface. Through this interface the spectator will be able to choose his/her own path in the exhibition by creating new links and exchanges. So, breaking the familiar/linear track of walking around the walls of the gallery serves as a suggestion for a different experience not dictated by the architecture of the gallery, but by the works themselves. At the same time, this curatorial decision can be read as a criticism towards the architectural structure of Aksanat as a space for contemporary art.

thematic navigation
While the structure of the exhibition imitates networking principles, the selected works have mechanically synchronized through broad thematic formations orbiting around urban culture, motion and story-telling. The ground floor is filled with motion based urban contingent works, whereas the first floor is dedicated to narrative works, and in between site-specific works function as connection between these two floors.

small notes on the selected artists and the works
Batur Sönmez is a sound artist. His style varies between industrial and noise-based experimental sounds to improvisation with elements that stem from communication technologies. In his performances he criticizes "media based realities" through repetitive patterns. He collaborates with various young artists and groups such as Unit, Analog Suicide, Dadaloop, Radiophonik, Audio, Werk, Dead Frequencies, Subjekt, AVST, B/S and Teletrans in order to widen and liven up "sound-art" in Turkey. His contribution is a performance on the opening night and documentation of this performance will be displayed on the info wall during the exhibition.

Since the beginning of their art venture, through different paths, both
Zeren Göktan and Serap Doğan have been obsessively working on specific conceptually and aesthetically shaped issues. The more they investigate these issues, the more they achieve progression without repeating themselves.

Zeren Göktan's installation resonates between life and death. It conceals harsh critiques for the current situation of the world and the positioning of the individual. Her work in the exhibition amplifies its trembling mental effect with powerful sound.

Serap Doğan's work pushes the viewer into an unstable state of questioning. The familiar landscapes of the city are transformed in-motion into organic mirrored images that pulse in the gap between a superfluous aesthetic and an industrial nightmare.

Prior to her submitted works,
Lebriz Rona's methodological approach, which was revealed through her research, had impressed the jury. Each time, she intrudes her working space with subtle spatial interventions to the architecture. While examining the architectural elements of a space, she also questions the perceptive behaviour codes of the viewer/habitant of the space.

Özgur Özlem Sulak contributes to the exhibition with 3 works which, each in its own way, reflect a more than ever relevant tension between the alienated urban experience and the wondering and struggling inhabitant. While performing private and enigmatic rituals, the visual language of the works also adopt a distanced point of view and eventually this tension is translated into a delicate and private statement.

Evrensel Belgin's work, "anti-pop.com" is an outstanding example for the new form of activist art of the digital age. By the use of a well-organized navigation system, he combines severe critique with parodies through a distinctive graphical language. By this way, he emphasizes the most important outcome of the new-media art as "the new relationship among the work, the artist and the viewer". Along with the strong content of his work he makes the viewer/user navigate other people's projects through his selected links.

Pınar Yoldaş challenges the perception patterns of technology, interactivity and digital art. She uses the very common formula of child art education kit by proposing games on still-life images and trendy consumer fetishist products. Through these simple games, the perception of "modern art" versus "contemporary art", history of art, education of art and the high expectations that new technologies raise are questioned.

İlke İlter likes very much to paint little creatures to create a big, wide world. Her canvases are not overloaded. The appearing elements are on friendly terms with each other. The conscious blending of dimensions together with matching colours particularly enriches the aesthetical quality of the paintings.

Bengisu Bayrak
's video installation "Fast-İman" questions the relevance of religious messages for contemporary life. In another level, it also documents the consequences of neo-liberal economy to our way of living. The video shows a situation in the townscape of Istanbul: Above the entry of a mosque, letters from the Quaran run on a digital display screen. Bayrak choses an alternative way to give info about the work; instead of using a text, she uses a documentary video, displayed via a small monitor, about the observable fact that the work is based on: Imagination and perception differ.

Ahmet Albayrak works with words. He prints these words in style of first grade elementary school reading cards on ordinary paper strips and spikes on pins. From this basic element he develops spatial formations, streams and sometimes fields of text. These words also function as keywords to criticize local and global socio-political situations.

Sali Saliji has shot the beautiful boring video "Retropassive" which has a unique cinematographic language in three chapters. These three chapters develop in the course of a nearly not existing plot organization in a very absurd way. As a viewer, one doesn't dare look away from the video simply because the essential can be missed at any time.

Berna İpek shows a series of paintings with "exposed" heads on black ground. The faces are distorted into weird grimaces, which supposedly cannot be generated without divers appliances, unless they exist only in the imagination of the artist. Each of them might have been extracted from various different situations that only the spectators completed with their own imagination. The dolorous, shocking poses attract our attention from the first instant.

Fatma Çiftçi positions a police officer into the landscape. Not to an arbitrary, mundane place but onto a landmark. The eye of the law apparently guards over the country, although the pose on the prominent rock resembles more like a tourist rather than a respectable law enforcement officer. As it is also implied with the framing of the photograph, the work directly questions the concepts of "authority", "power" and "status quo" through parody.

Berat Işık combines black humour with the tragedies of miscommunication and discommunication within the situations of geo-political, cultural and social suppression. Through the titles of the work along with the political, historical, cultural and ideological references in the videos, he underlines the tensions and gaps between hierarchical powers. Both "Eyes Wide Shut" and "Dancer in the Dark" invite the viewer to experience a kind of physical blindness and at the same time a state of mental awareness, whereas, "Psycho" is a shivering satire for the current global and local socio-political situations.

Ali Ekber Kumtepe's video, "Kaçırmaca" is a witty model for how low-tech producing methods can be a valid alternative for creating new media art. The simplicity of the piece provides accuracy to make a cynical yet amused remark about the contemporary high-speed life that we are part of.

Ceren Oykut has a very unique style with her drawings, which are based on daily life experiences in the city - mostly "Istanbul" - as the setting of her works. Her drawings create plastic realities through mundane details of life in the company of visual rhetoric. These drawings also take part in multidisciplinary projects concentrating on Istanbul's sounds and cult.

Simge Göksoy displays multiple new-media works in a portfolio format with a plot organization. An interactive story works as a computer game and navigates the viewer/user through animations, artworks, text, and video-works.

Banu Taylan's work creates its own space both physically and thematically. It is a fairy tale with a sci-fi touch that fills a room. Texts on walls accompany wall paintings on 4 walls and envelope the viewer along with the surrounding sound. She has a unique drawing style, which resembles comics, and the narration adds more humorous and surreal elements to the work. She has worked with Can Türkinan for the sound design of the work.

Can Türkinan is also responsible for the entire sound design of the exhibition. His work is to create sound corridors to make a composition for the exhibition by using the actual sound of the works.